Hücre genomunda yer değiştirebilen ve sıçrayan genler olarak bilinen transpozonların, evrimsel süreçte pasif unsurlar olmanın ötesinde kritik adaptasyon araçları sağladığı bildiriliyor. İnsan genomunun yaklaşık yarısını oluşturan ve önemli bir kısmı virüs kökenli olan bu hareketli genetik diziler, canlıların yeni biyolojik özellikler kazanmasında doğrudan rol oynuyor.
Cornell Üniversitesinden Cedric Feschotte ve diğer araştırmacılar, transpozonların türler arasında aktarılabildiğini ve güvelerdeki hızlı renk değişiminden memelilerde plasenta gelişimine kadar birçok adaptasyonu tetiklediğini belirtiyor. 2016 yılında yapılan genom analizleri güvelerdeki değişimin bir transpozon eklenmesiyle başladığını kanıtlarken; çeneli omurgalıların bağışıklık sistemi ile göz gelişiminin de bu genetik unsurlarla bağlantılı olduğu görülüyor.
Uzmanlar, konak genomun bu hareketli dizileri kontrol altına alma çabasının epigenetik susturma mekanizmalarının evrimini başlatmış olabileceğini ifade ediyor. Ulusal Bilimler Akademisinden Susan Wessler, gen ifadesini kapatmayı sağlayan bu savunma sistemlerinin zamanla farklı hücre tiplerini yönetmek üzere yeniden uyarlandığını ve transpozonların genomla birlikte evrildiğini aktarıyor.
KAYNAK: quantamagazine.org